Cehenneme Kısa Bir Bakış

Dante’nin İlahi Komedya’sı ve yüzyılları etkileyecek yolculuğu herkesin bilgisindedir. Dante’nin, Virgilius rehberliğinde cehennem, araf ve cenneti dolaşmasını anlatır. Bu yazıda İlahi Komedya’nın metinsel, tarihsel göndermelerine ve alt anlamlarına dikkat çekmeye çalışacağız.

Serinin son kitabında cennete yerleştirilen Beatrice, Dante’nin 9 yaşında gördüğü ve ömrü boyunca büyük bir tutkuyla bağlandığı kadındır. Bu öyle bir tutkudur ki eserlerine, düşünce dünyasına yön verecektir. Sevdiği kadının ölümü üzerine “kimsenin kimse için söylememiş olduğu sözler söylemeye” ant içer.[1] Bunun için eserinde Beatrice’i cennete yerleştirir ve Tanrı’nın güzelliği ile onun güzelliğini kıyaslayarak bu sözü yerine getirir. Bu kıyaslama, Dante’nin yaşantısındaki ezoterizm ayrıntısıyla birlikte okunduğunda farklı bir boyuta taşınacaktır: Yeraltının bütün sırlarını ve zorluklarını öğrendikten sonra, yükselişte karşımıza çıkan ilahi aşkın yansıması… Bu yol alış, Klasik Divan Edebiyatında da sıklıkla görülür ki Hermes’ten Yunus Emre’nin tasavvufuna kadar, bütün bu inanç sistemlerinde benzer aşamalara rastlanır.

Dante’nin dünyası yine iki yarı küreden oluşur fakat güney yarı küre yukarda, kuzey yarı küre aşağıdadır. Kudüs, kuzey yarı kürenin merkezindedir ve altında da, baş şeytan Lucifer’in gökten düşerek açtığı çukur olan cehennem yer alır. Güney yarı küredeki bir adada ise, cehennem çukuru oluşurken ortaya çıkmış bir dağ vardır: Araf Dağı. Cennet ise bu iki yerde de değil, göklerdedir. Dante’nin düşsel gezisi 7 Nisan 1300 tarihinde başlar ve bir hafta sürer. Cehennem’de dört gün, Araf’ta üç gün ve Cennet’te yarım gün geçirir. Bu yolculukla Dante aslında insanlara bir ders vermek ister: kötülüklerden arınmanın, erdemli bir insan olarak yaşamını sürdürmenin ne kadar mühim olduğu dersi.

Yazıldığı dönemin edebiyatına göz gezdirecek olursak, İlahi Komedya’nın izlek olarak eşsiz bir eser olduğunu söylemek zor olur. Ortaçağın en verimli ve güçlü edebi alanlarından biri de öte dünya düşleriydi. Kişiler ölüme yakın bir uyku veya hastalık konumunda düş görüyor, uyandığında bu düşleri çevrelerine anlatıyorlardı ve zamanla da kitap hâline geliyordu. Bu düşlerin hemen hepsi öte dünya tanıklıklarından oluşuyordu. Cehennem, cennet ve arafı kendi düşlerine göre tasvir ediyorlardı.

Öte dünya düşlerinin temeli, ruhun derin bir hastalıkta veya uykuda, bir azizin veya meleğin rehberliğinde gidilen cehennem, cennet ve araf tasvirleridir. Bu anlatılar, 7-9. Yy arasında çok sayıda üretilir. 10. Yüzyılda duraklama dönemi yaşanır fakat 12. Yüyılda yeniden canlanır. İtalya bölgesindeki son öte dünya anlatısı Visio Thurkili (Thurkill’in Düşü) isimli eserdir. 13. Yüzyıla gelindiğinde ise uyku/hastalık kalıbından çıkılır, değişik biçimlerde öte dünya anlatıları devam eder. Yeni biçimler yeni bir üslup oluşturur ve İlahi Komedya ortaya çıkar.

Öte dünya düşlerinin hepsi tamamen alegorik ve didaktiktir. İlahi Komedya’nın da bu özellikleri taşıması şaşırtıcı değil. Benzerlikler sadece bunlarla sınırlı değil, tasvirlerde çok fazla ortaklık bulunuyor. Örneğin Bonvesin da la Riva (13. Yy) tarafından yazılmış Libro delle Tre Scritture (Üç Yazının Kitabı) eserinde cehennem tasvirleri arasında şunlara sıklıkla yer veriliyor: Ateş, yer yer dondurucu soğuk, pis kokular, solucanlar, akrepler, ejderhalar, zebanilerin cezalandırdığı ruhlar ve bu ruhların çığlıklarının gürültüsü… Araştırmacılar bu tasvirlerin, çoğu öte dünya anlatısında ortak olduğunu söylüyor.[2]

Benzerlikler sadece Ortaçağ Avrupa’sı ile sınırlı değil. Doğu anlatıları da öte dünya yolculukları temelinde benzer örnekler sunuyor. Doğudaki anlatıların kaynağı, Kuran’ın 17. Suresinin (İsra Suresi) birinci ayetine dayanıyor[3]: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” Bu sureden gece yolculuğu (İsra) ve yükseliş (Miraç) anlatıları gelişiyor. İsra modellerinde peygamber bir dağa veya Kudüs’e götürülür ve kendisine cennet ile cehennem gösterilir. Miraç modellerinin özellikle bazıları Avrupa’nın öte dünya düşleri ile benzerdir. Miraç anlatılarında peygamber, Cebrail yardımıyla göğün yedi katını, Sedir Ağacı’nı ve cennetlik ruhların mekânı olan on katı aşarak Allah’la görüşür. Bu anlatılarda peygamber, yedi gök katından üçüncüsünde cehennem çukurunu görür. Bu uçurum yedi katlıdır. Peygambere buradaki lanetli ruhların durumu, günahların sonucunda alacakları ceza ayrıntılı olarak anlatılır. Doğuda miraçname alanında verilen çok sayıda eserin en bilindikleri İbn-i Sina’ya atfedilen Miraçname, İbn-i Arabi’nin Kitab’ul İsra ila makam’il-Esra eseridir.[4] İspanyol yazar Palacius, İlahi Komedya’nın, Ebu Ala Maari’nin ‘Risalet’ül-Gufran’ adlı eserinin bir yeniden yazımı olduğunu iddia etmiştir. Tapınak Şövalyeleri’nin Haçlı seferleri sırasında karşılaşıp etkileşime girdiği İsmaililer ve Fatımilerden edindiği öğretiler de hesaba katılırsa, bu iddianın dayanaksız olmadığı düşünülebilir.

Orcagna, The Inferno of Dante Alighieri
Orcagna (1265-1312), The Inferno of Dante Alighieri, Middle Ages, Italy.

İlahi Komedya ile Doğu metinleri arasında ilişki kurulacaksa özellikle bir esere dikkat çekmek gerekir. Erdâvîrâfnâme isimli eser, öte dünyaya yolculuğu anlatılan ve günümüze ulaşmış en eski eserdir. Eserde, Erdâvîrâf isimli temiz/günahsız biri öte dünyaya gönderilir. Sebebi ise, İskender’in İran’ı yağmalamasından sonra Zerdüştlüğe karşı azalan güveni tazelemektir. Eserde Erdâvîrâf’ın gördükleri anlatılır. Önce temiz giysiler giydirilip şarap içirilir ve sonra uzun bir uykuya yatırılır. Öte dünya düşleri ile benzerlikler buradan itibaren başlar. Uykusunda yedi gün yedi gece boyunca araf, cennet ve cehennemi gezer. Yanında rehber olarak Tanrı Âzer ve Kutsal Surûş bulunur.[5] Erdâvîrâfnâme eserinde Cehennem 101 bölümde anlatılır. Günahkârlar Çinvâd Köprüsü’nden Çekâ Dâîti Dağı’na ve oradan da cehennem çukuruna geçerler ve cezalarını bu çukurda çekerler.

Gerek Erdâvîrâfnâme gerekse İlahi Komedya’da cehennem bir çukur şeklindedir. Çırılçıplak ruhların çektikleri acılar anlatılır. Her iki cehennem çukurunun en dibinde yolcu şeytanla karşılaşır: Erdâvîrâfnâme’de Ehrimen, İlahi Komedya’da Lucifer. İki eserde de cehennem yaratıklarının tasvirleri genel özellikleri bakımından çok benzerdir. Devasa canavarlar, yaratıklara denk gelirler. Kötü kokulardan tiksinirler. İlginç olan bir ortaklık da; her iki eserde İskender’in cehennemde acı çekmesidir.[6]

Fakat İlahi Komedya’yı orijinal yapan en önemli özelliklerden biri, Cehennem katlarına gerçek dünyadan kişileri (toplamda 112 isim) yerleştirmesidir. Dante’den önce böylesi bir netlik veren olmamıştır. Erdâvîrâfnâme’de adı bilinen tek kişi İskender’dir. Yine aynı özellik çerçevesinde, Dante’nin cennete dünyadaki aşkı Beatrice’i yerleştirmesi ve metaforik olarak Tanrı ile bir tutması, İlahi Komedya’nın kendine has yanlarındandır. Erdâvîrâfnâme’de cehennem sadece bir çukur olarak anlatılırken Dante cehennemi dokuz kata ayırmış, katlara da ayrıca bölmeler koyarak daha planlı bir mekân tasarlamıştır. Ayrıca Dante’nin dil ve anlatımda kullandığı esnek ve zengin yapı, modern İtalyancanın temellerinin atılmasını sağlamıştır.

Arapçadan Avrupa dillerine yapılan çevirilerin bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Fransızcaya tercüme edilen eserlerden biri, Liber Scalae Machometi (Muhammed’in Merdiveninin Kitabı) ismini taşır ve metinlerarası ilişkilerde önemli bir yere konulur. “İslam aleminin öte dünyası ve Hz. Muhammed’in öte dünya yolculuğu konusundaki bilgilerin Avrupa’da yayılması bu tercümeler sayesinde de olur.”[7]

İlahi Komedya’da sadece mekânsal değil, tarihsel göndermeler ve bağlantılar bulmak da mümkündür. Mesela, eser boyunca Yunan mitolojisinden aşina olduğumuz pek çok figürle karşılaşırız. Ortaçağ edebiyatının Antik Yunan’dan çok etkilenmiş olması Dante’nin neden buradan ilham aldığı sorusunu da gereksiz bırakıyor aslında. Ortaçağ algı dünyası mecaz yüklü bir yapıya sahiptir ve anlamlandırılamayan bazı gerçekliklere doğaüstü nitelikler yüklenir. Ki bu da, çoğu inanış gibi Yunan mitolojisinin temel özelliklerinden biridir. Hıristiyanlığın yaygın ve kilisenin güçlü olmasına rağmen, düşünce yapısı hâlâ mitolojinin etkisindedir. Bilime ve araştırmaya kapalı bir çağ olduğunu da hesaba katınca, cehenneme yerleştirilecek korkunç canavarlar için mitolojiye başvurmak kaçınılmaz denilebilir.

Dante’nin belirttiği, “Sağlıklı bir akla sahipseniz, şu dizelerimin arkasındaki saklı öğretiyi kavrayınız!” dizelerinin ezoterizme yorulmuş olması, aynı zamanda, Kabala inancında son derece belirginleşen sayıların simgesel kullanımından da kaynaklanır. Yapısal bir incelemede ilk olarak göze çarpan simgelerdir bunlar. 3 ayrı bölümde yer alan 33 kanto (teslis inancı), göklerin ve yerin 9 aşaması, toplam kanto sayısının, giriş kantosuyla birlikte 100’e (kusursuz sayı) ulaşmasının yanı sıra, yolculuğun 7 gün sürmesi de (inisiye adayının yedi aşaması) önemli ayrıntılardandır.

 

[1] Giuseppe Ledda, “Dante Alighieri”, Ortaçağ: Şatolar, Tüccarlar, Şairler içinde, Der: Umberto Eco, 2016, s. 761

[2] Giuseppe Ledda, “Öte Dünya Edebiyatı: Yolculuklar ve Düşler”, Ortaçağ: Şatolar, Tüccarlar, Şairler içinde, Der: Umberto Eco, 2016, s. 711

[3] Ledda, a.g.m., s. 713

[4] A. Çağlar Deniz, “Mucizenin İkonografisi: Miraç ve Miraçnameler”, Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları Dergisi, 2019/19, s. 234

[5] Deniz Şensoy, “İlahi Komedya ile Erdâvîrâfnâme’nin Karşılaştırılması”, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Karşılaştırmalı Edebiyat Ana Bilim Dalı yüksek lisans tezi, 2011, s. 14

[6] Deniz Şensoy, a.g.t., s. 36

[7] Ledda, a.g.m., s. 714

Görsel, https://storymaps.arcgis.com/stories/eaea707dbc7b40d9824162e630cf84b2 sitesinden alınmıştır.

Not: Bu yazı daha önce KE Dergisi‘nde yayımlanmıştır.

Reklam