Tercüme Tarihine Kısa Bir Bakış

Tercüme, medeniyetler arasındaki ilişkilerin ve bağların kurulup güçlendirilmesi için vazgeçilmez bir alandır. Farklı medeniyetlerden bireylerin birbirini anlayabilmesi ve iletişim kurabilmesi dil öğrenmeye ve devamında tercüme faaliyetlerine bağlıdır. Kendisini başka medeniyetlere açmayan bir topluluk gelişemez ve ilerleyemez. “Medeniyetin sürekli açılış yolu üzerindeki bütün esaslı uyanış hareketleri bu suretle, her şeyden önce, birer büyük tercüme devri ile başlamışlardır”[1]. Gerek diplomatik gerek bilimsel gerekse edebî çeviriler medeniyetin gelişmesi ve uyanış dönemini tamamlaması için vazgeçilmez faaliyetlerdir.

Tüm dünyada tercümeye yoğunluk verildiği dönem on yedinci yüzyılın sonralarına denk gelir. Bu dönemden sonra milletler, siyasî ve kültürel birlik içinde ortaya çıkmaya başlar ve kimliklerini kazanırlar. Bu milli uyanışlarda en önemli unsur “milli dil” olmuştur ve her şeyin bu dille ifade edilmesi önem kazanmıştır. Osmanlı Devleti de, nicelik olarak az da olsa çeviriye önem vermiştir ve Doğu medeniyetlerinden yapılan çevirilerde yoğunluk görülür. Yunan ve Latin medeniyetlerinden çeviri yapmaya başlarda ilgi gösterilmemiştir. Zamanla Batılı eserlerden de çeviriler yapılmıştır. Bu çevirilerin içeriği genelde coğrafya, tıp, eczacılık gibi alanlarda olmuştur. “Fakat bu teşebbüsler Birinci Hamid’den sonra Tanzimata kadar bir müddet tekrar gevşe[miştir]”[2]. Tanzimat döneminde ise askerî alanda tercüme çalışmalarına ağırlık verilir ve edebî çeviriler yine zayıf kalır. Batıdan yapılan çeviriler teknik alanda kalırken felsefî ve edebî çeviriler Doğudan yapılmıştır. Bu çevirilerin alanı da fıkıh, tefsir, kelâma dair olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Batılılaşma girişimlerinden biri de Tercüme Odası’nı kurmak olmuştur. Öğrencilerin çoğu Fransa’ya gönderilirken Tercüme Odası’nda ağırlık verilen dil de Fransızca olur. Oda’da okutulacak derslerin açıklamasında şu ibare yer alır: “Lisan-ı Fransevi ile bazı ulum ve maniyi tahsil etmek üzere Babıâli Tercüme Odasında dört sınıf olarak tayin olunan derslerin usul ve tertibidir”[3]. Çeviri faaliyetleri bürokratik ilişkiler ve yazışmaları kapsamaktadır. Tercüme Odası, “hem Tanzimat ve Tanzimat sonrası reform hareketlerini hazırlayan bürokratların yetiştirdiği mektep hem de değişik dillerde Babıâli’ye gelen yazışmaların tercüme edildiği bir memuriyet görünümündeydi”[4].

Encümen-i Daniş, Türk çeviri tarihinde, devlet eliyle kurulması nedeniyle büyük önem taşır. Oluşumun beyannamesini 1 Haziran 1851 tarihinde Ahmet Cevdet Paşa hazırlamış ve başlıca iki konu üzerinde durmuştur: Osmanlı aydınının ulaşmış olduğu fikrî seviye ve ilim adamlarının teşvikiyle dilin sadeleştirilip halkın eğitilmesi[5]. Bu oluşum çevresinde yapılan çeviri çalışmalarının çoğu tarih bilimine ilişkindir. Bu durumun altında yatan neden, Osmanlı’nın Batı medeniyetini tanıma ve ona yetişme isteği olabilir.

İnci Enginün, Tanzimat döneminde yapılan çevirileri dört gruba ayırır: Biraz tesadüfi gazete haberlerinin çevrilmesi, okulların ihtiyacı olan kitap ve makalelerin çevrilmesi, bir zihniyet değişikliğini hatırlatmak amacıyla seçilen Aydınlık Devri filozofları ve edebiyatçıların irade ve aklı ön planda tutan parçalar, devrin yaygın edebiyat akımı Romantizme bağlı eserler[6]. Hilmi Ziya Ülken, Tanzimat dönemi tercümanlarını üç nedenden ötürü eleştirir: Tercümelerin dağınık ve tesadüfi olması, günlük ihtiyaca göre ve çok çabuk yapılması, okuyucuya tanıtmak için girişimde bulunulmaması. Tanpınar da bu eleştiriye katılarak Tanzimat’tan beri yapılan çevirilerin gelişigüzel ve tek tek olduğunu dile getirmiştir. Hiçbir program olmadan yapılan bu çeviriler doyurucu nitelikte değildir[7].

Şinasi ve Tercüme-i Manzûme

Şinasi, Yusuf Kamil Paşa’nın sayesinde Fuat Paşa’nın meclislerine devam ettiği yıllarda (1858’den sonra) edebî çalışmalarına ağırlık vermiş ve yazı faaliyetlerine başlamıştır. 1859 yılında ilk kitabı olan Tercüme-i Manzûme’yi yayımlamıştır. Kitap, La Presse d’Orient gazetesinin sahibi Jean Pietri’nin matbaasında basılmıştır[8]. “O zamana kadar batı dillerinden tamamen edebi bir kaygıyla Türkçeye çevrilmiş ilk eser” olarak göze çarpar.[9] İlk baskıda ismi Fransız Lisanından Nazmen Tercüme Eylediğim Bazı Eş’ar olan Tercüme-i Manzume, hem Şinasi’nin ilk kitabı hem de kitap olarak basılan ilk manzum şiir çevirisidir[10]. Şinasi bu çeviri kitabında Racine’in Esther, Athalie, Andromaque trajedilerini ve La Fontaine, Gilbert, Fenelon’un nesirlerini ve Lamartine’den seçilmiş bazı küçük parçaları Türkçe’ye aktarmıştır. “La Fontaine’in Kurt ile Kuzu Hikâyesi ve Lamartine’in 18 kıt’asından ancak 4’ünü aldığı Souvenir tercümesi bir tarafa bırakılırsa, diğer tercümeleri bütünlük fikrini vermeyen küçük parçalardan ibârettir”[11]. Küçük hacimli bu kitap dağınık gibi görünse de çeviriler “bütün dizelerin birbiriyle kafiyeli yapısıyla yeni şekil denemeleri” olarak görülebilir[12].

şinasi

 

Şinasi, “kanun” kavramına önem veren bir kişidir ve kendi şiirlerinde de bu açıkça görülebilir. Yaptığı tercümelerde özellikle Esther tragedyasından aldığı kısım bu bağlamda önemlidir. “Juge tous les mortels avec d’ egales lois, / Et du haut de son trône interroge les rois.” Dizelerini hiç değiştirmeden olduğu gibi vererek “Bütün fanileri aynı kanunlarla sorgular, / Yüce katından krallardan da hesap sorar.” şeklinde tercüme etmiştir. Dizelerin içerdiği anlam ise şöyle yorumlanabilir: “Bütün insanlar kanun önünde aynı haklara sahiptirler. Hükümdarlar kendilerini herkesin üstünde görüyorlarsa düşünsünler ki onların da üstünde olan Tanrı, onlardan bir gün hesap soracaktır”[13]. Şinasi’nin, kanun kavramına vurgu yapmak amacıyla bu dizeleri özellikle seçtiği açıktır.

Ahmet Hamdi Tanpınar’a göre diğer çeviri hareketleri, gerek ağdalı dili gerekse içerikteki değişiklikler bakımından, eserin özünden bir şey bırakmazken Şinasi’nin çevirileri sayesinde Batı şiiri damla damla da olsa edebiyatımıza girer. Hikmet Dizdaroğlu, çevirilerin edebi yanının zayıf olduğunu söylese de bir ilk olması açısından önemini teslim eder. “Fransızcadan Türkçeye ilk manzum çevirmeyi Şinasi yaptı. Ondan önce gerçi bazı çevirmeler oldu, fakat bunlar, metne bağlı olmadıkları gibi, bir bütün hâlinde de verilmemişlerdir. Şinasi’nin manzum çevirmeleri, yeni bir dünyadan haber verir ve o dünyanın kapılarını aralarlar”[14].

Şinasi’nin La Fontaine’den çevirdiği fabl “Kurt ile Kuzu Hikâyesi” edebiyatımızda başlı başına yeni bir örnektir. “Eski yazınımızda önemli yer tutan hayvan öyküleri (…) La Fontaine’in ulaştığı düzeyde bir anlatım bütünlüğüne Şinasi’nin çalışmalarıyla ulaşmıştır”[15]. Fabl çevirilerinden sonra kendisi de hayvan öyküleri kaleme almıştır.

Tercüme-i Manzûme biçimsel olarak da ilkler getirmiştir. Çevrilen şiirlerin ve parçaların orijinal örnekleri kitabın sol sayfasında verilirken sağ tarafta çeviri hâlinin verilmesi bir ilktir. Bundan çok sonra iki dilli çeviri kitapları edebiyatımızda sıkça görülecek ve okurların tercih ettiği kitaplar olacaktır.

[1] Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, Ülken Yayınları, 1997, s. 15
[2] Ülken, a.g.e., s. 319
[3]Ayşe Banu Karadağ, “’Batı’nın Çevrilmesini ‘Medeniyet’ Odağıyla Yeniden Okumak: Tanzimat Dönemi/Sonrası Çeviriler ve ‘Çekinceli’ Cesur Çevirmenler”, Tanzimat ve Edebiyat – Osmanlı İstanbul’unda Modern Edebi Kültür, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014, s. 486
[4] Sezai Balcı, Osmanlı Devleti’nde Tercümanlık ve Bab-ı Ali Tercüme Odası, Ankara Üniversitesi Tarih (Yakınçağ Tarihi) Anabilim Dalı Doktora Tezi, Dan.: Yrd. Doç. Dr. İlknur Haydaroğlu, 2006, s. 106
[5] Karadağ, a.g.m., s. 489
[6] Karadağ, a.g.m., s. 496
[7] Ahmet Hamgi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınları, 2014, s. 79
[8] Ömer Faruk Akün, “Şinasi”, İslam Ansiklopedisi içinde, 1979, s. 548
[9] Selman Bayer, Tanzimat Edebiyatının Din Anlayışında Şinasi Örneği, Uludağ Üniversitesi Türk İslam Edebiyatı Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2007, s. 35
[10] İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923), Dergâh Yayınları, 2012, s. 459
[11] Akün, a.g.m., s. 554
[12] İsmail Parlatır, Şinasi, Akçağ Yayınları, 2004, s. 46
[13] Abdulhalim AYDIN, “Batılılaşma Döneminde Şinasi ve Fransız Etkisi”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, cilt: 17, sayı: 2, ss.: 105-131, Ankara, 2000, s. 118
[14] Hikmet Dizdaroğlu, Şinasi, Hayatı, Eserleri, Varlık Yayınları, 1954, s. 18
[15] Hüseyin Seçmen, Şinasi, TDK Yayınları, 1971, s. 75

 

Not: Bu yazı daha önce KE Dergisi‘nde yayımlanmıştır.

Reklam